|
Bu yazımı, Allah'ın lutfu, nimeti ve emaneti olarak kabul edip, bu gerçeği hiç unutmaksızın hassasiyetle bakıp büyüttüğüm biricik kızıma ithaf ediyorum. K.imdir şu @ngelic? Kimilerine göre bir melek, kimilerine göre şeytan.. Kimisi onun deli olduğunu düşünür, kimisi akıllı.. O ise, daha çok küçük yaşta A.llah aşkıyla yollara düşmüş sıradan bir insan olduğunu düşünüyor kendi hakkında.. Ezeli ve ebedi bir aşk hikayesidir onunki, küçük bir kalbin ve minik avuçların rabbine yönelip uzanmasıyla başlayan... A.llah'ı A.rarken "Allah aranmakla bulunmaz, ancak O'nu bulanlar da arayanlardır".. B abam vefat ettiğinde, çok küçükmüşüm. Ona çok düşkün olduğum için, öldüğünü kabul etmek istememişim bir türlü.. Taziye için gelenlere eziyet edermişim, "Babam ölmedi, öldü demeyin" diye ağlayarak. Hiç bir şekilde kabul ettirememişler. Nihayet cenaze merasiminde tabutunu görünce, susmuşum. Fakat bu susuş derin bir sessizliğe dönüşmüş. Ne ağlıyormuşum ne de konuşuyormuşum. Üç yaşındaydım, ama o halimi hatırlıyorum biraz sanırım. Sonra bir gün annem çok üzüldüğümü görünce teselli olsun diye bana "Baban hala yanımızda, seni görüp işitebiliyor. Çünkü o şehit oldu, şehitler ölse de ailelerinin yanında olur. Sadece sen onu göremiyorsun" demişti. Bu konuşmayı çok iyi hatırlıyorum. Çocuk aklımla buna inanmıştım, çünkü inanmaya ihtiyacım vardı. Derken onun benim yanımda olduğunu, beni gördüğünü, konuşurken duyduğunu ve zaman zaman kalbime doğma şeklinde onun da beni teselli edip, nasihatler ettiğini hayal etmeye başladım, çocukluk hayali işte.. Canım bir şeye sıkıldığında aklımca babama şikayet ederdim veya bir şeye sevindiğimde onunla paylaştığımı düşünerek, oyuncaklarımla oynarken, bazen de duvardaki büyük resmine bakarak konuşurdum onunla sessizce... Bu günlük tutmak gibi bir şeydi benim için galiba veya çocukça bir oyun.. Hani kardeşsiz çocuklar bazen yalnızlıktan hayali arkadaşlar icad ederler ya, öyle bir şey... Bir gün annem farketmiş bu halimi ve çok üzülmüş. Doktora danışmış, o da "aldırmayın, bir süre sonra kendiliğinden bu durum kalkar, şu anda acısına karşı koymaya çalışıyor" demiş. Bu arada dört yaşlarımda kendi kendime okuma yazmayı öğrenip, hikaye kitapları okumaya başlamıştım. Kendime bir hayal dünyası yaratıp, acımı bu şekilde dünyadan kaçarak unutmaya çalışıyordum belki.. Bilmiyorum, ama okumayı çok severdim. Küçük bir kitap kurdu gibiydim. Annem bana oyuncak aldığında değil, kitap aldığında sevinirdim. O vakitler yedi yaşını doldurmayanları ilkokula kaydetmiyorlardı. Fakat ben okuma yazmayı erken öğrenince, evde de sıkılıyorum diye erken yazdırmışlar okula... Neyse, böylece dört yaşımda başladım ilkokula.. Babamla sessiz sohbetlerim ise hâlâ devam ediyordu. Bir gün okul arkadaşlarım kendi aralarında tartışıyorlardı. Biri "seni babama şikayet edicem, o da gelip dövsün seni de gör" diye diğerini tehtit ediyordu. Bunun işe yaradığını ve diğerlerinin korkup o çocuğu hırpalamaktan vazgeçtiğini görünce, beni hırpaladıkları bir gün ben de onların söylediği gibi söyledim, babamın bizi gördüğüne ve duyduğuna inanmıştım ya.. Fakat arkadaşlarım benimle alay etti. "Senin baban öldü aptal, bize bir şey yapamaz" diye.. "Ama bizi görüyor, duyuyor, o şehit oldu ölmedi" diye ağladım. Annem öyle söylemişti çünkü.. Onlar da "ölüler duymaz, sen bir aptalsın, aptal aptal.." diye dalga geçtiler. O kadar çok ağladım ki, öğretmen gelip durumu öğrendi ve arkadaşlarımı azarladı. Beni teselli etmeye çalıştı, ama benim dünyamda kıyametler kopmuştu çoktan.. Bunu çok basit bir olay gibi okudunuz belki, ama benim için bu olay hayatımın önemli dönüm noktalarından biridir. Benim için babam o gün ölmüştü ve hayata bakışım bir anda değişmişti. O gün okuldan eve dönünce annem yemek yememi istedi, yemedim. Konuşmayı da reddettim. Balkondan denizi seyretmeye ve düşünmeye başladım. Güneş battı, yıldızlar çıktı. Karanlıkta ölümü düşündüm. Ölümden sonra nereye gidildiğini.. Sonra cennet ve cehennem dediklerinin nasıl bir şey olduğunu... Sonra yıldızları seyrettim, oralarda hayat olup olamayacağını... Annem durumu öğretmenimden öğrenmişti ve üzgündü. Yatağıma yatmamı istedi, ama yatmadım. Sonra balkondaki şezlonga uzandım ve sabaha kadar uyumadan yıldızları seyredip, "Bu kadar zamandır babamla sohbet etmediğime göre, kiminle sohbet ettim?" diye sordum kendi kendime.. Bir türlü o içimde beni teselli eden, beni iyiye, doğruya ve güzele yönlendiren o sessiz sesi susturamıyordum. Peki o zaman kimdi O ilham eden? Babamın bizi duyamayacağını ve göremeyeceğini kabul etmiştim o gece, ama ben kiminle sohbet ediyordum babam öldüğünden beri o halde..? Deli değildim, bana gönülden sessizce ilham eden, beni pozitif düşünmeye sevkeden büyük bir güç vardı. O güç en zor günlerimde benim yanımdaydı. Sonra Allah'ı düşündüm, acaba Allah mıydı O? "Bizi O yarattı ve bizi anne babamızdan çok sever" demişti annem bir seferinde... Böyle düşünürken, güneş denizin üzerinde kızılın en güzel tonlarıyla doğmaya başladı. O gün o an karar verdim, ki ben Allah ile sohbet ediyordum gönülden gizlice.. Bu sohbetler o günden itibaren dua şekline dönüştü. Artık her dileğimi, her üzüntümü O'na arzetmeye başladım. Bu sevgi ve aşk o zaman başladı. Bu sayfanın ismini Sessiz Sözler koymamın sebebi de O'nunla gönülden sessizce söyleşmeye çok küçük yaşlarda başlamamdı. S.onra annemden namaz kılmayı öğrendim.
Namaz kılmak çok hoşuma gitmişti, bu sebeple sık sık namaz kılardım.
Bazen arkadaşlarımı da yanıma alır kılardım. Ramazan ayını iple çekerdim, hem oruç tutuyordum, hem
de teravi falan derken daha fazla namaz kılabiliyordum. Hatta daha sonra nafile oruçlara da başlamıştım
daha pek küçük yaşlarımda.. O zamanlar ibadetleri Allah ile daha
fazla beraber olmama bahane oluyor diye ister ve yapardım. Belki biraz
kendimi O'na beğendirme çabası da vardı, bilemiyorum. İşte böyle
idi Allah ile romantik aşk hikayem. Ezelde yazılmıştı alnıma,
istesem de silemem! T.üm bunlar olurken nefs terbiyesi açısından yetişmem gerektiğini de biliyordum, ama çok aramama rağmen beni yetiştirmeyi kabul eden kimseyi bulamadım. Hiç kimse böyle bir yardıma yanaşmadı. Tüm tarikatlar hemen hemen birbirinin benzeriydi. Herkes hoşgeldin, sefa geldin diye karşılıyor, ancak kimse senin yetişip yetişmemenle ilgilenmiyordu. Baktım ki hal böyleyken kalabalıkları arttırmaktan başka bir şeye hizmet ettiğim yok ve aradığım da bu değil.. Üstelik bu ortamlarda oyalanmaya devam edersem, bırakın yetişmeyi büsbütün taklide ve hattâ şirke sapacağım. Nihayet beni yetiştirsin diye birini aramaktan da vazgeçtim. Dedim ki, "belki de yolum böyle bir mürşidden geçmiyor veya geçmesi de gerekmiyor, ki nasip olmadı". Sonunda Allah'a şöyle bir niyazda bulundum. "Ya Rabbi! Alemlerin Rabbi olan Allah'ım! Sana teslim olanlardan olmak istiyorum. Fakat nefsim önümde dağ gibi bir engeldir. Çok aramama rağmen beni nefsimden arındırmaya yardım edecek bir Dost'unu da bulamadım, bulduklarım da beni yetiştirmeye yanaşmadı. Senin her şeye gücün yeter ve dilersen beni bunun için hiç bir kuluna muhtaç etmeyip, kapı kapı dolaştırmayacak güce sahipsin! Alnıma yazdın ki Sana talibim! O halde mürşidim de Sen ol! Gayrı biatim doğrudan Sana'dır!" Bu duam zaten ezelde kabul edilmişti sanırım, ki daima O mürşidim oldu ve hayatım da çilehanem.. Öyle sıkıntılı bir hayat yaşattı ki, buna başlarda çok üzülürdüm. "Beni terkettin rabbim, bu koca dünyada beni yapayalnız bıraktın" diye sitem edercesine dua ederken, sonraları ilmim arttıkça, aslında beni hiç terketmediğini, zaten terketmesi gibi bir şeyin söz konusu olamayacağını, tüm bunların benim hayrıma olmak üzere nefsimi terbiye ve O'na teslim için (hakkıyla müslüman olmam için) olduğunu anladım. O vakit O'na muhabbetim daha da arttı. Hatta bir ara öyle şiddetli bir muhabbet hali yaşadım ki, üzerimden yanık kokuları gelirdi. Öyle ki bir seferinde bu kokuyu en yakın arkadaşım da aldı ve şaşkınlık içinde "nedir senden gelen bu koku?" diye sordu. Kolumu uzattım ve "kokla hadi" dedim. Şoka girmişti kızcağız, "sen yanık kokuyorsun!!" diye.. Böyle haller de yaşadık kader gereği, kimselerin bilmediği.. Bu muhabbetle ibadetlerim de arttı tabii ki.. Bir günde farz ve sünnet olan namazlar hariç, dört beş tane tesbih namazı kılıp yorgunluktan bitkin düştüğümü, zikir çekmekten dilimin şişip kuruduğunu bilirim. Bu arada üç yıl boyunca, bir paket bisküvi ile iftar ederek aralıksız oruç tuttum. Bir çok kez itikafa çekildim. Bunları anlatmamın sebebi, Allah'a talip olmanın kolay ve ucuz bir talep olmadığını belirtmek içindir. Rasûlullah (s.a.v) buyururlar ki: "Korkan kimse, erkenden yola koyulur. Erkenden yola koyulan hedefine ulaşır. Dikkat edin, Allah’ın metaı (satılığa çıkardığı malı) çok pahalıdır. Uyanık olun, Allah’ın metaı ise, cennettir." [Ravi: Ebu Hureyre,Kaynak: Tirmizi]... Eğer evrensel farkındalığa talip olan varsa, bu aşamaların her birinden ve dahasından geçmeye hazır olmalı... Fakat şunu da daima hatırlayın, ki tüm bunlar olurken @ngelic başaramayacağını hiç düşünmedi, asla yılmadı ve vazgeçmedi. İlâhi bir cilve olarak kabul ettiği tüm engellemelere ve yoluna çıkarılanlara rağmen.. Aşkla ve azimle yoluna devam etti. Siz de bütün kalbinizle başarılı olacağınıza inanın! İ.şte böylece devam ettim ve her geçen gün yeni yeni ilmi keşiflerle bu güne kadar geldim çok şükür. Tüm gayretlerim Allah içindi. O'nunla meşgul olmaktan başka gayem yoktu. Hayatım boyunca bu amaç uğruna yolumda yürürken önüme çıkan engelleri kaldırmak için çabaladım. Beklentim ise, ne bir mertebe idi, ne de herhangi bir nimet... Sadece O'nunla meşgul olmak ve O'nun rızası için yaşamak yetti bana... Ve eğer kimilerinin dediği gibi bir meleksem, samimiyet ve masumiyetimdendir; şeytansam, Allah aşkıyla ikiliğe düşmemdendir; deli isem, Allah'tan gayrına aklım ermediğindendir; akıllı isem, O'nun emrine boyun eğdiğimdendir. İnsan olmak böyle bir şey işte.... S.evenlerime de sevemeyenlere de gönülden sevgilerimle... @ngelic |
|
Soundtrack: Love Theme from Romeo & Juliet |
|
|