|
|
|
İnsan Düşünür! İnsan yaşadığı dünyayı anlamak, varoluşuna bir anlam yüklemek, doğruyu yanlıştan ayırabilmek, mutlak gerçeği bulmak ve mutlu olabilmek için çeşitli yollarla algıladıklarına iç dünyasında bir anlam vermeye çalışır. Bu eyleme düşünmek denir. Algıladığımız şeyleri kavramak ve değerlendirmek için, mevcut veri tabanımızdan istifade ederiz. Hafızamızdaki mevcut eski bilgileri tarayıp, benzer bir bilgiyle özdeşleştirerek bu yeni algıladığımızı anlamaya çalışırız. Kısaca, algıladığımız ve algılayamadığımız boyutlarıyla (somut ve soyut yönüyle) yaşadığımız evreni anlayabilmek için, belleğimizde bunlarla ilgili eşit yada benzer kelime ve kavramların olması gerekir. Bu sebeple veri tabanı (kelime ve kavram dağarcığı) zengin olanlar, olup bitene daha geniş açılardan bakarak daha iyi anlarlar. Veri tabanı zayıf olanlar ise, bildiği kadarını algılar. Bu çoğunlukla yetersiz bir algılamadır ve olayları yanlış anlamaya sebep olur. Herhangi bir konu üzerinde düşünürken, o konuyla ilgili topladığımız yeni bilgileri eski veri tabanımıza harmanlayarak anlaşılabilir bir sonuca varmaya çalışırız. Elde ettiğimiz bu sonuç tüm veri tabanımızla oluşturduğumuz yeni bir sinerjidir. Ancak bazen bu noktaya gelemeden, düşüsel boyutta inşa ettiğimiz sanal kütüphanemizde yönümüzü şaşırıp kaybolabiriz. Bu sebeple sağlıklı düşünmenin bazı kriterleri vardır. Bunların en önemlisi, kişinin yaradılış potansiyelinde mevcut düşünme yeteneğinin açığa çıkma oranıdır. Bu yetenek, farklı bilgiler arasında bağlantı kurup mantıklı bir bütün meydana getirebilme yeteneğidir. Çok önemli başka bir unsur da kişide merak, şüphe ve sorgulama meleklerinin bulunmasıdır. Bunlar olmaksızın düşünme olmaz. Kişi mevcut veri tabanı kadar, yani bildiği kelime ve kavram sayısınca düşünür. Belleğimizide ne kadar çok kelime ve kavram bulunursa, olaylara bakış açımız da buna oranla genişler. Bu sebeple, beşikten mezara dek öğrenmeye devam etmeli ve düşünce evreninin sonsuz bilgi denizinden nitelikli bilgiler edinmelidir. Çünkü beynin fiili düşünce, bu fiili gerçekleştirebilmek için gerek duyduğu kuvvet ise bilgidir. Düşünmenin temel prensiplerinden birisi de üzerinde düşünülen kavramların etimolojik anlamlarını bilmektir. Bu bilgiler düşünürken kavrayış hızımızı arttırıp, işimizi kolaylaştırır. Bu sebeple kelime ve kavramların kökenini araştırmak da düşünmek için olmazsa olmazlardandır. Ayrıca bazı kişilerin beyinlerinde soyut düşünme yeteneği açığa çıkmamıştır. Bu sebeple soyut ve matefizik konular üzerinde düşünürken zorlanırlar, kavrayamazlar. Bu sebeple soyut konular üzerinde düşünmeyi reddederler ve kavramakta zorlanmadıkları somut kavramlar üzerinde düşünmeyi tercih ederler. Bu durum düşünmek isteyen kişi için dezavantajdır. Eğer kişi soyut veya somut kavramlar üzerinde dilediği özgürlükte gezinip, düşünsel sentezler yapamıyorsa, bu kişinin ürettiği düşünceler güdüktür. Gözlemlemek ve deneyimlemek de düşünme üzerinde etkili sonuçlar doğuracak veriler toplanmasına yardımcı olur. Bir başka olmazsa olmaz da başkalarının ürettikleri fikirleri önyargısız dinlemek ve okumak, inançlarımıza ters düşse dahi her düşünme biçimini incelemektir. Ayrıca yüksek sezgi yeteneğine sahip bir beyin de düşünme eylemini gerçekleştirirken başarılı olacaktır. Düşünmeyi olumsuz yönde etkileyen önemli bir unsur da yaşadığımız toplumun değeryargıları doğrultusunda şartlanarak düşünmeye çalışmaktır. Bu tür bir düşünme biçiminde kişinin düşünme melekesi çevresel etkenlerle bloke olmuştur. Sağlıklı ve net sonuçlara varabilmek isteyen düşünür, düşüncelerini bloke eden her türlü etki, tepki, baskı, değer yargısı, bakış açısı ve şartlanmadan uzak durmalı ve bakış açısını bölgesellikten küreselliğe, hatta evrenselliğe genişletmelidir. Yine önemle belirtmek istediğim bir konu da doğru ve isabetli düşünebilmek için beden ve zihin sağlığının yerinde olmasıdır. Zihin ve beden sağlığı için önceki yazılarımızda bir çok tavsiyelerim olmuştu. Bu yazımda ise beyin üzerinde durmak istiyorum. Beyin sağlığı için neler yapılması gerektiğini bir çoğumuz biliyoruz. Ancak beynin işlevlerini arttırmak için bazı önerilerim olacak. Bunlardan en önemlisi beyin eksersizi sayılabilecek zikir çalışmasıdır. Kur’ân okumak en önemli zikirlerden biridir, anlayarak okumak kaydıyla… Namaz kılmak da zikir kapsamındadır. Düşünmek başlı başına en önemli zikir olduğu için, sağlıklı ve isabetli düşünmenin eşlik ettiği her türlü fiil zikir kapsamındadır. Fakat bir çalışma var ki, düşünmeden yapılsa da sonucu sağlıklı düşünme yeteneğini kuvveden fiile çıkarır. O da Allah’ın güzel isimleri diye bilinen Esmâ-ül Hüsnâ’nın belli sayılarda tekrar edilmesiyle oluşan zikirdir ve çok önemli bir beyin eksersizidir. (Bu konuya daha sonra detaylı bir yazıyla değiniriz inşaallah.) İnsan gerek kendini, gerek içinde yaşadığı dünyayı düşünerek anlar ve düşünerek yenileyip geliştirir ve değiştirir. Bu açıdan düşünmeyen insanların oluşturduğu toplumlar, değişmez ve gelişmez. Değişimin olmadığı bir toplumda refah düzeyi düşer ve buna endeksli olarak toplumsal ahlak zayıflar. Bu tür toplumlar zaman içinde yokolmaya mahkumdur. Ancak hayata geçirilmeyen düşüncelerin de kimseye bir faydası yoktur. Çünkü eylemsiz düşünceler havada asılı kalır ve hayal olur. Bunun tersine düşünce fiilinin eşlik etmediği her türlü duygu kökenli veya güdüsel fiil de hedefi şaşırır, insana ve insanlığa faydasızdır. Uzun lafın özü, üretilen düşüncelerden verim almak için, düşünceleri fiillerle destekleyerek hayata geçirmek gerekir. Adem ve İnsanî Düşünce Daha önceleri düşünce eylemini gerçekleştirirken somut ve soyut konularda belli bir denge kuramayıp sağlıklı düşünme melekeleri kuvvede kalan beşer türü, Adem aleyhisselâm’la birlikte insanî düşünme biçimine tekâmül etmiştir. Ademî düşünce insanlık adına önemli bir tekâmül sürecinin başlangıcıdır. Adem’in ilk insan olarak açıklanmasının sebebi de sağlıklı ve isabetli düşünme özelliğini ortaya koyan ilk beşer olmasındandır. Beşeriyet ilâhi bir yardımla sağlıklı ve isabetli düşünme melekesini kuvveden fiile çıkararak İNSAN’lığa adım atmıştır. Fakat yukarıda da belirttiğimiz gibi bu düşünme şeklinde (insanî düşünce) kişi zihninde soyut ve somut kavramların dengesini kurabilir. Kendi, yaşadığı evren ve yaradanı hakkında isabetli sorular sorup, isabetli cevaplara ve sonuçlara varabilir. * Bir zamanlar Rabb'in meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. (Melekler): "A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz" dediler. (Rabb'in): "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim." dedi. (2/30) İşte burada melekleri şaşkınlığa düşüren sebep de buydu. Yani daha önce yeryüzünde yaşayan beşer türü gibi insanî düşünceden ve dolayısıyla vicdandan yoksun olup, yeryüzünde bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birinin yaratılacağını zannettiler. Oysa beşeriyet ilâhi bir yardım almış ve Adem’le insanlığa tekâmül ettirilmiştir. Adem bu anlamda yeryüzünde yepyeni bir türdür. Beyninde diğerlerinde kuvvede kalmış bazı özelliklerin açığa çıkması sebebiyle üstün düşünsel yetenekler kazanmış ve hayata geçirebilmiştir. O, doğru ve isabetli düşünme yeteneğini kullanabildiği için, beşer türü içinde insanlık vasfını ilk elde eden olmuştur ve bu vasfıyla yaradanını temsil etme lutfuna layık görülmüştür. O, halifelik tacını ilâhi bir yardımla düşünerek kendini tanıdığı, yaşadığı evrende işleyen düzeni kavradığı ve özündeki yaradanını farkettiği için giymiştir. Evreni ve insanı yaradan Allah, tüm ilâhi kitaplarda insanı düşünmeye teşfik eder. Çünkü insan düşünmeden kendini tanıyamaz. (Hattâ düşünmeyen insan ilâhi kitaplarda verilen mesajı dahi çözümleyemez; çünkü her şey misâllerle anlatılmıştır.) Kendini tanıyıp varoluşuna bir anlam yüklemeyen insan ise, evreni ve yaratıcısı olan rabbini anlayamaz. Evren ve evrenin yaratıcısını hakkında bilgisiz olan ise, çeşitli boyutlar itibarıyla sonsuza dek sürecek olan yaşamın ahengine ayak uyduramaz. Cehaleti sebebiyle, evrenin yaşamsal formülleriyle ters düşen eylemler içine girer. Bu sebeple hiç bir zaman huzur ve mutluluğu yakalayamaz. Bu durum insan açısından böyle.. Evrensel açıdan bakılacak olursa da düşünen insan farkında olarak veya olmayarak evrenin tekâmülüne katkıda bulunur. Düşünerek harekete geçirdiği bilinç ve enerji alanlarında yepyeni boyutlar meydana getirir. Düşünmeyi konu alan bu yazıma Kur'ân-ı Kerîm'de düşünmeyi teşfik eden ayetlerle son veriyorum.
@ngelic Mart 2005 |