|
|
|
Etki ve Tepki Yasası Evrende varlığını sürdüren herşey etki tepki yasasına dahildir. Yani konu, fizik ya da kimya, soyut ya da somut hangi alana girmiş olursa olsun, mutlaka bu etki tepki yasasına tâbidir.
Beş
duyu ile algıladığımız madde evreninde olduğu
gibi süptil alanlarda da etki tepki yasası
geçerlidir. Yani makrokozmozdan mikrokozmoza
varan sonsuz boyut ve yapılarda bu yasa
işlerliğini sürdürür. Dalgalardan oluşan holografik evren modelini
düşünecek olursak gerçekte tek bir yapıdan
oluşan evrende bu yasanın geçerli olması çok da
yadırganır bir olay değildir. Bizim kopuk ve ayrı gördüğümüz yapılar aslında bir bütünün organları şeklinde girift bir yapıdan oluşmuşlardır. Bu nedenle her biri bir diğerini etkileyerek zincirleme bir reaksiyon oluştururlar... İşte
''Evren'' dediğimiz holografik yapı, böyle bir
çok reaksiyon zinciri yani enerji akımı ile
dalgalanır durur. Asla kapalı kapılar ardında tek başımıza sadece kendimizden mesul olarak yaşayamayacağımız gerçeğini kavramak zorundayız...
Kişi sahip olduğu şuurdan ve
fiillerinden bu anlamda da mesuldür...
Allah'ın yarattığı bu evren modelinde
hiç kimse tek başına buyruk yaşama şansına sahip
değildir. Ya etki eder, ya etki alır,
bu kesin bir kanundur. Çok boyutlu olarak
geçerli olan bu yasadan kaçacak bir delik de
mevcur değildir.
Bilinçsizce yaşamamızın sonucunda, kimbilir
belki de negatif bir reaksiyon zincirine dahil
olarak yaşarız ya da üretkeni konumuna gireriz.
Evrende üstün yapılar olduğu gibi bu şekilde
şuursuzca yaşayan, bir kısmı negatif enerji
alanlarına dahil veya bizzat üretkeni olan
varlıklar da vardır. Bir kısmı da yine şuursuz
varlıklardır ancak pozitif enerji
reaksiyonlarında yer alır.( bazı tür melekler)
Evrendeki gerek negatif gerek pozitif enerji
akımları birbirini dengeler ancak neye dahil
olduğumuz ya da ne ürettiğimiz bizim açımızdan
önemlidir. Bazıları da üst bilinç seviyesine ulaşmadan bu gücün farkına varıp kendi kişisel çıkarları doğrultusunda bozgunculuk yapmak uğruna bu evrensel yasayı kullanırlar. Her halûkarda en aşağı bilinç derecesinde olanlar, şuursuzca yaşanlardır. Onlardan sonra bu ikinci sınıf yani bazı evrensel yasaları kendi kişisel çıkarları doğrultusunda kullananlar gelir.
Üstün bilinç seviyesindeki varlıklar
ise, bu yasayı farketmiş ve bunu Allah ahlakı
ile bütünleştirip, kendilerinden çıkan her
fiilin bütünün yararına ve ihtiyaçları
doğrultusunda olmasına özen göstermişlerdir.
Evrensel yasaları bilinçli bir şekilde
pozitif doğrultuda kullanırlar.
Bu şuur seviyeleri Allah'ın Rahmetinin varlık
üzerine inmesine vesile olurlar.
Şuursuzca yaşayan varlıkların bilinçlerine ve
dolayısı ile fiiilerine etki eden bir üst
bilinçteki varlık onları olumlu ya da olumsuz
yöne sevkedip pozitif veya negatif enerji
akımlarının başlamasına sebep olabilir. Kısaca
bu şuursuz birimler, tıpkı tek hücreli amip yada
bakteriler gibidirler. Kendilerinden üst
seviyedeki bilinçler tarafından bazı amaçlar
doğrultusunda ya kullanılırlar yada evrende başı
boş dolaşan parazitler olarak ve şuursuzca
yaşarlar... Bazen
olduğundan yüksek şuur alanlarına tırmanan bir
bilinç dahi çığ gibi büyüyegelen bir reaksiyon
zincirine daha doğrusu bir negatif enerji
fırtınasına mâruz kalabilir. Bundan kaçması
mümkün değildir. Ne olduğunu anlamadan o negatif
enerji tufanına yakalanır ve gerek düşüncelerini
ve gerekse fiillerini kontrol edemez hâle
gelir. Alınan hakikat ilmi ile hiç de bağdaşmayan, özümüzden uzaklaştırıcı bir düşünce ve fiil olan dedikodu ve gıybet eylemi buna güzel bir örnek olabilir. Bu da bir reaksiyondur ve topluluklarda oluşan toplu histeri nöbetlerine benzer... İçinde bulunduğunuz bir topluluk bu eylemi yapıyordur ve ne olduğunu anlamadan tüm bildiklerinize rağmen kendinizi bulunduğunuz üst şuurdan uzaklaşmış ve gıybet yada dedikodu ediyorken bulabilirsiniz... Tam bu noktada zincirleme reaksiyona tâbi olmuşunuzdur, kaçarı yoktur... Ya da çok pozitif düşünceler içindeyken, negatif düşünce ve enerji yansıtan bir kişiyle görüşürsünüz ve ardından bir şekilde onun yansıttığı negatif enerjiye maruz kalarak siz de negatif düşünceler oluşturmaya başlarsınız ve bu düşünceler adeta şuurunuzu sarar ve size hükmeder... Bundan kurtulmaya uğraşsanız da boşunadır ve bir reaksiyon çoktan başlamıştır.. Ardından süptil bir fırtına oluşur ve çok geniş bir alana yayılan etkiyi başlatmışsınızdır yada o reaksiyon zincirinin halkasına katılmışsınızdır. Bundan sonra nelere sebebiyet verdiğinizi hayâl etmeniz ise oldukça zordur..
Başlattığınız zincirleme reaksiyonun yani enerji
fırtınasının geriye dönüşü yoktur. Evrenin öbür
ucuna kadar varabilir. Yada bir anti enerji
fırtınası ile karşılaşıp hızını keser ve
etkisini kaybedebilir, yani nötrlenir. Kısacası korunmak zorundasınızdır. Bunu yapmanın bir çok yolundan en önemlisi de Kur'an-ı Kerim ile bildirilen Felâk ve Nâs Sûrelerinin oluşturduğu güçlü enerji kalkanıdır. Bu pasif bir savunmadır. Eğer olumsuz etkileri olumlu etkiler hâline dönüştürmek ve bizzat siz pozitif etki eden konumuna girmek istiyorsanız da bir yandan pozitif düşünceler üretip bir yandan aktif savunma diyebileceğimiz bazı yöntemleri kullanırsınız. "
Rabbi inniy..." diye
başlayan âyetler terkibini (tamamı
aşağıda verilmiştir) aktif savunmaya örnek
verebiliriz. Bu durumda siz güçlü
pozitif enerji yayacak ve negatif enerji
akımlarının hızını kesecek yada yok edeceksiniz.
Bunu yaparken de kendinizi bu negatif
enerji akımından aktif olarak koruyacaksınız.
Hiç olmazsa pasif savunmayla böyle bir
reaksiyonun oluşturacağı fırtınayı kazasız
belâsız atlatabilirsiniz.
Allah'ın gücünü görüp buna karşı acziyetimizi
idrâk etmeliyiz. Çünkü hiç kimse böyle güçlü bir
enerji akımının şiddetine karşı koyamaz.
Evrensel yasaları kullanmadan hedefe varmak
imkânsızdır. Bu
sebeple üstün bilinçteki varlıklar
düzeyini yakalayarak, evrendeki etki tepki
yasasını yerinde ve doğru amaçlarla kullanmak
gerekir.. Yani siz ve onlar bilinci ile
değil, ben yada biz varız şeklinde bir bilinçle
başlatılan bir pozitif reaksiyon kesinlikle
hedefi bulacaktır. AKTİF KORUNMA ÂYETLERİ
Sad: 41 - Mü'minun: 97-98 - Saffat: 7 @ngelic 1998 |